Kısa Biyografi
 Çalışma Alanları

 Makaleler

 Bildiriler

 Projeler

 Atıflar

 Hakemlikler

 Verdiği Dersler

 Ders Notları

 Diğer Bilgiler

 

 

Ziyaretçi Defteri

 

 

 

"Prokaryotlarda ve ökaryotlarda gen regülasyonu" adlı sunumlar siteye eklenmiştir.
...
"Uluslar arası indeksler tarafından taranan dergilere yayınlanması için gönderilen makalelere yapılan hakemlikerin sayısı 30'a yükselmiştir.
...
SCI tarafından taranan dergilerde yayınlanan 21 farklı makaleye yapılan atıfların sayısı 312'ye yükselmiştir.
...
Lamiaceae familyasına ait bazı bitki türlerinin antimikrobiyal, antioksidan ve sitotoksik aktivitelerinin inceleneceği araştırma projesi desteklenme aşamasındadır
...

 

MBG-II Ders Büt. Sonuçları
MBG-II Lab Final Sonuçları
MBG-II Lab Rapor Sonuçları

 

 

 

 

SU KAYNAKLARI VE SUSUZLUK

Benjamin Franklin’in de dediği gibi, suyun değerini kuyu kuruduğu zaman anlayacağız. Günümüzde ne yazık ki dünyanın büyük kısmı, Franklin’in işaret ettiği gerçeğin ne kadar doğru olduğunu görerek öğrenmek tehlikesiyle burun buruna gelmiştir. Su kaynakları, uzun bir süreden beri boşa harcanmış, yanlış yöneltilmiş ve fazla kullanılmıştır. Bunların sonuçlarını ancak yeni yeni kavramaktayız. İnsanlar susuzlukla, bazı zamanlarda doğanın geçici olarak kendisini mahkum ettiği kuraklığı birbirine bağlar. Kuraklığın gazete manşetlerinde geniş yer alıp özellikle dikkatlerimizi çekmesine karşılık gittikçe fazlalaşan su tüketimimizin uzun vadede yarattığı sorunlar gözden kaçmaktadır.
Su stresinin işaretlerini her yerde görmek mümkündür. Yer altı su kaynaklarının
 seviyeleri düşüyor, göller küçülüyor ve sulak alanlar yok oluyor. Mühendisler de nehir yataklarının yönünü değiştirmek gibi hem çevreye zarar verici hem de pahalı çözümler öneriyor. Beijing, Yeni Delhi, Phoenix gibi su kaynakların yeterli olmadığı şehirlerde, aynı su kaynağını paylaşmak zorunda olan şehirlilerle çiftçiler arasındaki rekabet gittikçe artmaktadır. Orta Doğu’ da yaşayanlar, ülkelerini yönetenlerden su uğruna savaşmak olasılığını gittikçe daha fazla duymaktadırlar.
Tarımda, sanayide ve diğer alanlar için su kaynaklarına talep, gittikçe artmaktadır. 1950 yılından beri üç mislinden fazla artan dünya su tüketimi, şu anda yılda 4,340 km3 seviyesindedir. Bu da Mississippi Nehrinin yılda taşıdığı su miktarının sekiz katıdır.

Yalnız,bu rakam sadece akarsulardan, göllerden ve yer altı su kaynaklarından alınarak tüketilen su yu kapsamaktadır. Bu miktar da, dünya üzerindeki yenilenebilecek suyun % 30′unun karşılığı olmaktadır. Fakat aslında hidroelektrik santralleri, balık çiftlikleri, doğal hayat ve çevre kirliliğini arıtmak için yararlanılan su kaynaklarını da hesaba katarsak, bu oranın çok üstüne çıktığımızı görürüz. Su kaynaklarına olan talep, hayat standartları geliştikçe,nüfus artış hızını geçecektir. Yılda kişi basına düşen 800 m3 su, 1950 yılından bu yana % 50 artmış ve artmaya devam etmektedir.Zamanla artan bu talep karşısında planlama teşkilatları, baraj inşası ve nehir yatağı değiştirmek gibi “su geliştirme” projelerine umut bağlamışlardır. Hızla artan bir nüfusun ve gelişen bir ekonominin ihtiyacı olan hidroelektrik santralleri, sulama tesisleri ile içme suyunu temin etmek ve su taşkınlarını önleyebilmek için mühendisler dünya üzerinde 36.000′den fazla baraj inşa etmişlerdir. Bugün eski yatağından akarak denize ulaşan akarsu sayısı çok azalmıştır. Bu durumda olanlar da yakında kontrol altına girecektir.
İstenildiği kadar esnetilebilen bu su kaynakların süratle sonuna yaklaşıyoruz.Teknik sorumlular, su kaynakları ile ilgili tesisleri kurmak için öncelikle kolay ve ekonomik alanları tercih etmişlerdi. Zamanla bu tesisler gayet karmaşık, inşası pahalı ve çevreye zarar verici bir hal almıştır. Planlama safhasından üretime geçmekte olan barajların sayısı gittikçe azalmaktadır. Uygulamaya girenlerin de sağladıkları su yun maliyeti eski tesislerden daha fazladır.

Dünya üzerinde son 10 yılda yapılan barajların ortalama sayısı, son 25 yılda yapılanların ancak yarısı kadardır. 1951 ile 1977 yılları arasında yılda 360 baraj yapılırken, bu sayı bugün 170′e düşmüştür. Avustralya, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da kalan yerler baraj inşası ve nehir sularının yönlerinin değiştirilmesine müsait değildir. Sosyal ve ekolojik maliyetlerinden dolayı gelişmekte olan ülkelerde de büyük projeler yeniden gözden geçirilmektedir. Dünya Bankası tarafından finanse edilmekte olan Hindistan’daki dev Sardar Sarovar barajı buna bir örnek olarak verilebilir. 1992 yılı ortalarında yapılan bir çalışma sonunda, “inşaatın daha fazla ilerlemesinden önce projenin daha bilinçli bir şekilde gözden geçirilmesinin yararlı olacağı” vurgulanmış ve Banka’nın geri adım atması talep edilmiştir.

İnsan ihtiyaçlarını karşılarken suyun ekonomik, ekolojik ve siyasal sınırlarının belirtilmesi, su ile olan ilişkilerin de yeniden tanımlanmasını gündeme getirmiştir. Yağmacı bir yaklaşımla o günkü teknolojik bilgilerin sağladığı imkanlar sonuna kadar kullanılmış ve doğal sistemlerle istendiği gibi oynanmıştır. Modern toplumlar suyu, kendi yaşamları için son derece gerekli olan ve doğal hayatı ayakta tutan bir destek olarak ele almak yerine, istedikleri gibi kullanabilecekleri bir mal olarak kabul etmiştir. Daha fazlasını aramak yerine kendi içimize, kendi toplumlarımıza, kendi evlerimize dönerek hem kendi ihtiyaçlarımıza, hem de doğanın yaşam sistemlerine cevap verecek çözümler geliştirmeliyiz.

Kaynak: www.bilgisehri.net

 

 

Cumhuriyet Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, 58140 SİVAS

Tel: 0 346 219 10 10 dahili: 2907 Fax: 0 346 219 11 86 E-posta: bektastepe@yahoo.com